Mavigen Digital Agency
  • Duyuru & Haber

    Bir Medeniyet İnşası: Akra Furkan Camii

    Abdurrahim Kocaman Altınoluk Dergisi 2013 - Aralık, Sayı: 334, Sayfa: 054

    Camiiler, dini ve sosyal hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Camiiler bir ibadethane olmanın yanında aynı zamanda bulundukları beldelerin Müslüman oluşunun şahitleridir. Dünyanın neresine gidersek gidelim bir cami gördüğümüz zaman içimize güven dolar ve kendimizi evimizde gibi hissederiz. Orada aynı duyguları paylaştığımız, aynı inanca sahip olduğumuz yani bizlerden birilerinin olduğunu düşünürüz. Bu düşünce bizleri rahatlatır ve emin kılar.

    Gana’da Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı tarafından yaptırılan Akra Furkan Camii de bunlardan biri. Gana’nın başkenti Akra’da yapımına devam edilen camii hem Ganalı Müslümanlar hem de tüm dünya Müslümanları için çok büyük önem arz etmektedir. Bu projenin içerisinde caminin yanında Müslüman öğretmenler yetiştirilmesi için bir öğretmen okulu ve öğrencilerin barınabileceği büyük bir öğrenci yurdunun yapılması da planlanmaktadır.

    Bir camiyi önemli ve diğer camilerden farklı kılan yönü nedir diye bir sual akla gelebilir. Ülkemizde her yıl onlarca cami yapılıyor, bir tanesi de Akra’da yapılıyormuş, ne var bunda denilebilir. Bu caminin niçin önemli olduğunu şöyle bir benzetmeyle açıklamak isteriz. Suyun bol olduğu bir ortamda suyun ifade ettiği değerle çölde susuz kalmış hatta susuzluktan ölüm tehlikesi yaşayan bir kişinin suya yüklediği değer birbirinin aynısı olmasa gerekir. Birisi için su çok sıradan bir nimet ama diğeri için su hayat demektir. Birine bir bardak su verseniz bir teşekkürü hak edersiniz ama diğerine sunulan bir bardak su onun için hayattır, canlılıktır, diriliktir. Bu açıdan bakarsak Akra Furkan Camii bizim için çok büyük önem arz etmektedir.

    Caminin yapılış serüveni de bu camiye ayrı bir önem ve değer yüklemektedir. İlk olarak caminin yapımına Akra’da Şef İmamlık tarafından başlanıyor. Şef İmamlık Gana’da Müslümanların dinî otorite makamı. Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanı ile kıyaslayabiliriz. Şef İmamlık resmi bir makam olmasa da ülkedeki Müslümanlar için önemli ve dikkate alınan bir makam.

    Şef İmam devletten büyük bir arazi alarak ülkenin en büyük camisini yapmak için inşaata başlar. Başlangıç aşamasında çeşitli İslam ülkelerinden bu cami için yardımlar gelir ama belli bir süre sonra yardımların arkası kesilir. Ve cami temeli atılmış, sadece birkaç kolonu dikilmiş vaziyette uzun yıllar kalır. Bu arada ülkedeki Hristiyanlar, Müslümanların bu camiyi yaptıramayacaklarını dile getirmeye ve bu durumu kendileri için sevinç ve Müslümanlara karşı psikolojik bir üstünlük sebebi olarak görmeye başlarlar. Caminin uzun yıllar yapılamaması ülkedeki Müslümanlar için de Hristiyanlara karşı bir eziklik ve üzüntü sebebi olmaya başlar. Hatta Hristiyan elitler Şef İmam’a gelerek büyük bir kilise yapmak için bu araziyi kendilerine vermelerini isterler. Şef imam, caminin er ya da geç buraya yapılacağını söyler ve bu teklifi reddeder. Ama aynı zamanda içi kan ağlamaktadır.

    Şef İmam o gece dua için kalkar ve teheccüt namazı kılar. Arkasından ellerini semaya kaldırarak “Ya Rabb! İşte halimizi görüyorsun. Bu camiyi ya bize yapmayı nasip et, ya da yapacak Salih kişiler gönder.” diye gözyaşları içinde dua eder.

    Bu arada tevafuk olarak Akra’da bulunan Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı temsilcilerine bu camiden bahsedilir. Vakıf temsilcileri bu camiyi görmek isterler. Caminin hikâyesini Şef İmam’dan dinlerler. Ve Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı buraya Osmanlı usulü büyük bir cami yapmak istediğini Şef İmam’a iletir. Şef İmam bu teklif karşısında mutluluk gözyaşları arasında şöyle der: “Siz bizim gözyaşlarımızı sildiniz, Allah (c.c.) da sizlerden razı olsun.”

    Cami yapımına tekrar başlanıp caminin mevcut hali genişletilmeye başlanınca ümidini yitiren Müslüman halk caminin yıkılıp yerine büyük bir kilise yapımına başlandığı zannına kapılırlar. Caminin ellerinden gittiği düşüncesiyle büyük bir üzüntü yaşarlar. İlk zamanlarda, Osmanlı mimari tarzına pek alışkın olmayan halk yükselen bu yapının ne olduğunu anlamaya çalışır. Artık her geçen gün kendini gösteren bu yapının cami olduğu anlaşılınca Müslümanların üzüntüsü yerini büyük bir sürura terk etmiştir. Günden güne yükselen Akra Furkan Camii, mimari tarzı ve ihtişamıyla adeta Müslümanların yüreğine su serpmiş, yok olan ümitleri yeniden yeşertmiştir. Müslümanların yanından geçerken dönüp bakmaya korktukları cami inşaatı şimdilerde Hristiyanların bile gıptayla baktığı bir yapı haline gelmiştir. Afrika ziyaretimiz sırasında Akra Furkan Camii inşaatına gitmek için bindiğimiz ticari taksinin Hristiyan şoförünün cami hakkındaki övgüleri bunun bir şahididir. Ziyaretimiz esnasında Furkan camiinin ana kubbesi yapılıyordu. İnşallah Rabbimiz ’in inayeti Müslümanların da maddi ve manevi destekleriyle bir yıla kadar caminin tamamlanması planlanıyor.

    Tabii ki camiinin yanında yapılacak olan öğretmen okulu ve yatılı öğrenci yurdu da cami kadar önemli bir proje. Gana’da Müslüman öğretmen yetiştiren bir öğretmen okulu olmadığı için Müslüman çocukların okuduğu okullara da devlet tarafından Hristiyan yönetici ve öğretmenler atanmaktadır. Bu atanan idareci ve öğretmenler Hristiyan merkezli eğitim-öğretim uyguladıklarından Müslüman aileler de çocuklarını koruyabilmek için onları okula göndermeme gibi bir yola başvurmuşlar. Ama bu yol bir çözüm değil çaresizlik sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Bu soruna çözüm olarak Müslüman öğretmenlerin yetişmesi elzemdir. Aksi halde Müslüman ailelerin çocukları yeterli ve gerekli eğitimi alamadıkları için üniversite eğitimine de ulaşamamaktadırlar. Bunun neticesinde Müslümanlar devletin yönetim ve memuriyet kademelerinde yer alamazken diğer taraftan da bilgisizlik ve işsizlik sebebiyle ekonomik yönden daha geri duruma düşmektedirler.

    Mevcut yapı Müslümanları daha bilgisiz, daha pasif, daha fakir ve daha geri plana itmektedir. İşte öğretmen okulu ve yatılı öğrenci yurdu projesini bu açıdan değerlendirirsek hakkını vermiş oluruz.

    Bir caminin bir belde için ne kadar manalar ifade ettiğini Furkan Camii’ni ziyaretimiz esnasında fark ediyoruz. Ecdadımızın camileri yaparken hangi düşüncelerle yaptığını şimdi daha iyi anlıyoruz. Cami sadece bir ibadethane değil aynı zamanda o beldenin kültürü demekmiş, cami temizlik demekmiş, cami düzen tertip demekmiş, cami bir beldenin İslam mührü demekmiş, cami güven demekmiş, cami özgüven demekmiş, cami birlik ve beraberlik demekmiş, cami kardeşlik demekmiş, cami gelişmişlik demekmiş, cami bilgi demekmiş, cami Müslümanın gücü demekmiş, kısaca cami bir medeniyet göstergesi demekmiş. Bu sayılanların, mimari bir tarzın olmadığı, temizlik kültürünün neredeyse hiç olmadığı, ibadette tertip ve düzenin olmadığı bir yerde ne anlama geldiğini sizler takdir edersiniz. Maddi imkânsızlıklardan dolayı derme çatma küçük ve düzensiz yapıların cami olarak kullanıldığı bir ülkede Akra Furkan Camii’nin taşıdığı önem de ortaya çıkıyor. Minaresiyle, mihrabıyla, minberiyle, kubbesiyle, kürsüsüyle, halısıyla, şadırvanıyla, tuvaletleriyle, kapılarıyla, pencereleriyle, bahçesiyle kısaca tüm varlığıyla Afrikalılara örnek olacak ve oraya medeniyet taşıyacak bir camii.

    Bizler bu medeniyeti ecdadımızdan miras olarak devraldığımız için belki de bu değerlerin yeteri kadar farkında değiliz. Sudan çıkan balığın suyun ne kadar değerli olduğunu anlaması gibi bizler de bir caminin sadece mimarisiyle bile Müslümanlar için ne kadar önem arz ettiğini anlıyor ve ecdadımıza yürekten dualar ediyoruz. Allah onlardan binlerce kez razı olsun. Amin